Son yıllarda küresel enerji piyasalarında yaşanan gelişmeler, enerji güvenliği kavramının yalnızca enerji kaynaklarının yeterliliğiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, lojistik altyapının sürekliliği ve kritik hammaddelere erişimin güvence altına alınmasını da kapsayan çok boyutlu bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Özellikle Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gerilimler, hidrojen ekonomisinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde enerji güvenliği boyutunu daha görünür hale getirmiştir.
Küresel enerji sistemi son yıllarda yalnızca iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri doğrultusunda değil, aynı zamanda enerji arz güvenliği, tedarik zinciri dayanıklılığı ve jeopolitik risklerin yönetimi açısından da önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönüşüm içerisinde hidrojen, geleneksel enerji kaynaklarının alternatifi olmaktan ziyade, enerji sistemlerini tamamlayan ve sektörler arası entegrasyonu mümkün kılan stratejik bir enerji taşıyıcısı olarak ön plana çıkmaktadır.
Hidrojen, enerji dönüşümünün merkezinde yer alan stratejik bir enerji taşıyıcısı olarak küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu çalışmada hidrojenin üretimden tüketime, yatırımdan politika uygulamalarına kadar uzanan geniş bir alanı kapsamaktadır
Küresel enerji sistemleri, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda derin bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Küresel ölçekte artan enerji talebi, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri, enerji politikalarında köklü bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır